10 Ağustos 2007 Cuma

Teravih Namazı Kaç Rekat ?

Teravih Namazının Kaç Rek'at Olduğu
Teravih ramazan ayına mahsus bir gece namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınır. Kadın erkek her müslüman için sünnet-i müekkede bir namazdır. Kılınmadığı takdirde kazası gerekmez. tek başına kılınabildiği gibi cemaatla kılınması kifai sünnettir. Peygamberimiz cemaatla namaz kılmaya olan iştiyakına rağmen farz namazları dışında sadece teravih namazını cemaatla kılmışlardır. (1)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu namazın kılınmasını ümmetine tavsiye ve teşvik etmişlerdir:
'Kim inanarak ve sevabını umarak Ramazan namazını kılarsa geçmiş günahlarından bir kısmı bağışlanır.' (2) buyurmuşlardır. Buhari teravihin önemine binaen bu hadisi 'nafile olan Ramazan Namazını kılmak imandandır' başlığı ile açtığı bir babda zikretmiştir.(3) Toplumumuzda her kesimin ilgisini çeken bu çok sevimli ve ruhlara ferahlık veren neşeli ibadetimiz ülkemizde büyük bir huşu ve huzur içerisinde yerine getirilmekte toplumumuzda birlik beraberliği ve uzlaşıyı da beraberinde getirmektedir.

Teravih namazını ilk olarak Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir ramazan gecesi ashabı ile birlikte kılmışlardır. Ertesi gün duyulunca cemaat artmış yine teravih namazı beraber kılınmıştı. Üçüncü gece cemaat daha da çoğalmış yine Rasullüllah hanesinden çıkıp teravih namazını ashabıyle kılmışlar ancak dördüncü gece cemaat mescide sığmayacak derecede çoğalınca Peygamberimiz yalnız yatsı namazını kıldırarak hanesine çekilmiş teravih namazı için çıkmamış ve sabah namazına kadar bekleyen cemaata namazdan sonra 'teravih için beklediğinizi biliyordum fakat üzerinize farz olur da edasından aciz kalırsınız diye korktum.' (4) buyurmuştur. O günden sonra herkes teravih namazını evinde veya mescidde kendi kendine kılmaya devam etmiştir.

Hz.Ömer devlet başkanlığı sırasında teravih namazı kılmadaki dağınıklığı görmüş bunu önlemek için cemaati bir imam arkasında toplayıp tekrar cemaatla kılmanın daha hoş olacağını arkadaşlarına söylemiş ve ashabın ileri gelen hafızlarından U'bey İbn-i Kâ'bı imam tayin ederek teravih namazının cemaatla kılınmasını başlatmıştır. Hz.Ömer halkın dini bir vecd ile namaz kıldıklarını görünce 'bu ne güzel bir adet oldu' diye sevincini belirtmiştir. Gerçi teravih namazı zamanı saadette vardı. Birkaç gece de olsa bizzat Rasulüllah'ın beraberinde cemaatla kılınmıştı. Dinde olmayan birşey dine sokulmamıştı. Bu bakımdan Hz.Ömer'in 'şu ne güzel bir bid'at oldu' sözündeki bid'at ifadesi dinde olmayanı dine sokma anlamında değildir. Belki cemaatla kılınmasının yeniden ihdas edilmiş olması anlamındadır. Bunun da bir sakıncası yoktu. Çünkü Hz.Peygamber farz sayılacağı endişesiyle teravihin cemaatla kılınmasını bırakmıştı. Onun irtihalinden sonra artık böyle bir endişe de kalmamıştı. Teravihin tekrar cemaatla kılınması şariin maksadına aykırı değildi. Nitekim bilahire Hz.Ali (r.a.) da bu namazı teşvik etmiş ve 'Ömer mescidlerimizi teravihin feyziyle nurlandırdığı gibi Allah'da Ömer'in kabrini öyle nurlandırsın' diye memnuniyetini belirtmiştir.

Hz.Ömer zamanındaki cemaatla kılınan teravihin kaç rek'at olduğu hakkında iki rivayet vardır: Vekî'ın malik İbn Enes'den onun da yahya İbn Sa'd'dan rivayetine göre Hz.Ömer görevli birisine cemaatına yirmi rek'at kıldırmasını emretmişti.(5) Hz.Aişe'den Hz.Peygamber'in ramazanda ve sair gecelerde, bir rivayette onbir, diğer rivayette onüç rek'attan fazla namaz kılmadığı hakkındaki sahih rivayete ilaveten Hz.Ömer'in de Muvatta'daki rivayete göre onbir rek'at kıldırması için U'bey İbn Kâ'b'a emir verdiği hakkındaki rivayetleri karşısında Beyhakî'nin Said İbn Yezid'den Hz.Ömer döneminde teravihi yirmi rek'at kıldıklarına dair rivayetini İmam Nevevî te'lif etmiş ve Hz.Ömer'in onbir rek'at emri, döneminde ilk kılınan teravih gecelerine aitti. Sonra teravih yirmi rek'at olarak yerleşmişti. Şimdiye kadar devamedegelen de budur. '(6) demiştir.

Teravih namazının asrı saadette ve ondan sonraki dönemde rek'atlarının adedi hususunda daha geniş malumat edinebilmek ve sağlıklı bir sonuca kavuşmak için Allame Bedreddin Aynî'nin Umdetü'l-kârî isimli eserindeki malumata kısaca bir göz atma ihtiyacını duymaktayız. Bu İslâm aliminin verdiği bilgiye göre Resûuli Ekrem'in gece namazının gerek kemiyet ve gerek keyfiyeti hakkındaki haberleri Hz.Aişe ile İbn-i Abbas'tan başka daha birçok sahabiden gelmektedir.

Bu husustaki rivayetlerin özeti şunlardır:

Tirmizi 'nin Medine'lilerin uyguladıklarını söylediği teravih namazı vitirle birlikte kırkbir rek'attır.
İmam Mâlik'den meşhur olan otuzaltı rek'at teravih, üç de vitir'dir....
Tirmizi ekseri ilim ehline göre teravih yirmi rek'attır, zira Hz.Ömer, Hz.Ali (r.a.) ve daha başka sahabilerden rivayet edilen de budur. Bizim Hanefi ekolünün görüşleri ve sözleri de budur.......demiştir.
Saib İbn Yezid'den Ömer İbn-i Hattab'ın U'bey İbn-i Kâ'b ile temimi Dari'ye ramazan imamlığı verirken yirmi bir rek'at kıldırmalarını söylediği yüzer âyet okunarak kılınan bu namazdan cemaat dağılırken nerdeyse tan yeri ağaracağı rivayet edilmiştir.
İbn-i Abdilberr demiştir ki Haris İbn-i Abdirrahman İbn-i Ebî Zübab'ın Saib İbn-i Yezid'den rivayetine göre de teravih namazı Hz.Ömer zamanında yirmiüç rek'attı. Bunun üçü vitir namazıydı.
Hz.Ali'den gelen bu husustaki rivayete gelince Vekî'in, Hasan İbn-i Salih kanalıyla Ebu'l Hasna'dan, gelen rivayetine göre de Hz.Ali görevli bir adama teravih namazını yirmi rek'at kıldırması için emir vermişti.....
A'meş, Abdullah İbn-i Mes'ud'un da ramazan ayında yirmi rek'at teravih üç de vitir kıldığını söylemiştir. Bedreddin Ayni Tabiinden bu görüşte olanların isimlerini de verdikten sonra diyor ki İbn-i Abdilberr de demiştir ki cumhur-i Ulema'nın kavli de budur. Kufe uleması, İmam-ı Şafii'yi ve birçok fukaha da bu görüştedirler. Sahabe'den bu hususta bir ihtilaf da sözkonusu olmamıştır. U'bey İbn-i Kâ'b'dan sahih nakledilen de budur.
Allame Aynî teravih namazının rek'atlarıyle ilgili başka rivayetlere de şöyle temas etmektedir: Ebu Mucliz'den gelen rivayete göre bu zat cemaata onaltı rek'at kıldırır her gece Kur'an'ın yedide birini okurdu.....
Teravihin onüç rek'at olduğunu Saib İbn-i Yezid söylemiştir ve demiştir ki: Biz Hz.Ömer zamanında onüç rek'at kılardık. Ama yeminle söyliyeyim ki mescidden ancak sahaba karşı çıkabilirdik. Her rak'atında elli-altmış âyet okunurdu. İbn-i İshak diyor ki, bu hususta duyduklarımın en sağlamı ve uygunu budur.
Bedreddin Aynî bu onüç rek'at Hz.Ömer'in döneminde işleme koyduğu ilk gecelere ait teravih namazıydı. Sonra bunu yirmi üç'e çevirmişti, diyor. (7) Bu hususta İbn-i Ebî Şeybe'nin el-kitab-ül Musannefinde: Hz.Ömer yirmi rek'at teravih kılınmasını emrettiği tasrih edilmiş, Abdülaziz bin Refîin U'bey bin Kâ'b'ın ramazanda Medinede yirmi rek'at teravih, üç rek'at da vitir kıldırdığını söylemiştir.(8) Saib bin Yezid diyor ki biz Hz.Ömer zamanında yirmi rek'at teravih ve ayrıca vitir kılardık. Nevevi Hûlâsada bunun isnadı sahihtir. diyor.
Muvattadaki onbir rek'at rivayeti başlangıca aitdi, sonradan yirmi üzerinde istikrar etmiştir, tevarûs eden de budur...(9) Mezhep İmamlarının görüşüne gelince: İmam Malik'den otuz altı rivayetine karşılık öteki üç mezhep imamı da teravih için yirmiden noksan bir sayıyı benimsememişlerdir. Bu hususta Tahavî Cessas'ın telhîs ettiği 'İhtilâf'ü Ulema' isimli eserinde bu hususda sadece şu bilgiyi vermiştir. Hanefiler ve İmam Şafiî vitirden başka yirmi kılınır. demişlerdir. İmam Malik vitirle beraber otuz dokuz kılınır, otuz altısı teravih üçü vitirdir demiş. Ve insanların kadimden uygulayageldikleri budur. diye de ilave etmiştir.
Saib İbn-i Yezid Hz.Ömer zamanında biz ramazanda yirmi kılardık. Fakat yorulur değneklere dayanma ihtiyacı duyardık demiştir.
Hasan İbn-i Hayy, Amr İbn-i Kays'dan, o da Ebul Hasna'dan rivayet etmiştir ki: Hz.Ali (r.a.) bir kişiye ramazan da cemaata yirmi rek'at kıldırmasını emretmiştir.(10)
İbn-i Rüşd bu hususta şu bilgiyi veriyor: Ramazanda kılınan namazın rek'atları sayısında Alimler ihtilaf etmişlerdir. İmam-ı Malik iki görüşünün birinde, Ebu Hanife, İmam Şafii ve İmam Ahmed ve Davud bu namazın vitir namazından başka yirmi rek'at olduğunu söylemişlerdir. İmam Malik'den İbn-i Kasım'ın anlattığına göre İmam Malik, teravihin otuz altı, vitir namazının da üç olduğunu ve bunu güzel gördüğünü nakletmiştir. Rek'atların adedindeki ihtilaf bu husustaki naklin ihtilafına bağlıdır. Şöyleki Malik, Yezid İbn-i Ruman'dan Hz.Ömer zamanında insanlarımız yirmi üç rek'at kılırlardı diyor. İbn-i Ebi Şeybe Davud İbn-i kays'dan tahricine göre davud İbn-i kays demiştir ki insanlarımız Ömer İbn-i Abdülaziz ve Eban İbn-i Osman zamanında Ramazanda Medine'de üç rek'at vitir namazı olmak üzere otuz altı rek'at namaz kılarlardı. İbn-ül Kasım'ın İmam Malik'den anlattığına göre ötedenberi uygulanagelen bu idi. Yani ramazan namazı otuzaltı rek'attı.(11)
İLK TERAVİH
Peygamberimizin ashabına kıldırdığı ilk teravih namazından bahseden muteber hadis kaynaklarının verdikleri hadislerde teravih namazının rek'atları ile ilgili bir sayı yoktur. Bu sayı, Hz.Aişe'den rivayet edilen, Peygamberimizin gece namazları hakkındaki varid olan soruya Hz.Aişe'nin verdiği cevapla tesbit edilmeye çalışılmıştır. Hz.Aişe'den Rasulüllah'ın ramazandaki gece namazından sorulduğunda Hz.Aişe 'Rasulüllah (s.a.v.) ne ramazanda ne de ramazandan başka gecelerde onbir rek'at üzerine ziyade etmiş değildir.' (12) karşılığını vermiştir. Başka bir rivayette bu sayı onüç rek'at olarak hadiste yer almıştır. (13) Ancak Hz.Aişe'nin Hz.Peygamberin gece namazları ile ilgili belirttiği bu sayının kesin olarak teravihle ilgili olduğu şüphelidir. Zira Hadisin Sûret-i Sevkinden de anlaşılıyor ki Rasulüllah'ın devamlı kıldığı bir gece namazı vardı. Acaba ramazan münasebetiyle her ibadetinde olduğu gibi Peygamberimizin bu namazında da bir değişme, bir artış olur muydu? şeklinde bir yaklaşımla sorulmuş olabileceği variddir. Hz.Aişe'nin, Rasulüllah'ın gece namazını övmesinden de anlaşılıyor ki soru sadece ramazandaki bu gece namazı hakkında idi. Hz.Aişe soranın bir şüphesi kalmasın diye Rasulüllah'ın hem ramazandaki hem de ramazandan başka gecelerdeki namazını kapsayacak şekilde cevap vermiştir.(14) Hz.Aişe'nin bu cevabî cümlelerinde teravih namazını veya kıyam-ı Ramazanı iş'ar eden bir tasrih ve tabir de yoktur. Ayrıca Hz.Aişe'ye bu soru ne zaman sorulmuştur? sorunun sorulduğu günlerde teravih namazı biliniyor muydu? Hz.Ebu Zerr-i ElGıfari diyor ki Rasulüllah'ın ilk olarak ashabıyla kıldığı teravih namazı o yılın ramazanının yirmiüçüncü, yirmidördüncü, yirmibeşinci, gecelerinde idi. Demek ki o güne kadar böyle bir namazı henüz kimse bilmiyordu. Rasulüllah'ın gece namazları hakkında sorulan bir soruya Hz.Aişe'nin cevabı ilk teravih namazından önce miydi, sonramıydı? Bu sorunun cevabını tam olarak verebilmemiz için, Buhari'nin bu hadisi teravih hakkında açtığı babda zikretmesinden başka elimizde natık bir delil yok gibidir. Nasslardaki şumûllülük, konusunda kesin hüküm ifade edemiyeceğine bakılırsa sadr-ı İslâmda teravih namazı sekiz rek'attı. diye kesip atmanın isabetli olmayacağı anlaşılır. Fakat şu bir gerçektir ki: Hz.Ömer döneminde başlayıp, Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden beri İslâm aleminde teravihin yüzyıllarca yirmi rek'at olarak kılanagelmesi onu, böylece bütün İslâm toplumunun üzerinde ittifak ettiği bir üne ve özelliğe kavuşturmuştur ki Rasulüllah, ümmetinin yanlış bir iş üzerinde toplanmıyacağını bildirmiştir.(15) İmam Ebu Yusuf, üstadı Ebu Hanife'den, teravih namazının hükmünü ve Hz.Ömer tarafından ne gibi bir delile istinad edilerek bu namazın yirmi rek'at olmak ve cemaatle eda edilmek suretiyle ortaya konulduğu sormuştu. İmam A'zam, cevaben demişti ki: Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekkededir. Hz.Ömer bu namazın cemaatla yirmi rek'at kılınması ne kendi ictihadıyle ne de sırf kendi düşüncesinden çıkartmıştır. O, Asr-ı Saadette carî olmayan bir din meselesini ihdas edip ortaya koyan bir bid'atçı değildir. Elbette Hz.Ömer bunu kendisine malum olan dinin bir asıl kaynağına ve Rasullüllah'ın bir tavsiyesine dayandırmıştır.(16)

Hakkı batıldan, sünneti bid'atdan ayırmak hususunda müstesna kudreti ve din hususunda üstün deredeki dikkati, isabetli görüş ve ictihadı, müsellem olan Hz.Ömeru'l-Faruk şer'i bir konuda kaynak olmaya değer bir kabiliyettir. Bu bakımdan gerek Hanefi fukahası, gerek Şafii fukahasının büyükbir kısmı teravih namazının yirmi rek'at olarak sünnet kılındığını söylemişlerdir.(17)

Görüldüğü üzere Hz.Ömer, Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden başlıyarak günümüze kadar uygulandığı biçimiyle teravih namazı yirmi rek'attır. Bütün fıkıh kaynaklarımızda da teravih yirmi rek'at olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Şu anda başta ülkemiz olmak üzere bütün İslâm ülkelerinin camilerinde cemaatla teravih namazı yirmi rek'at olarak kılınmaktadır. Bu mübarek rahmet ayında büyük bir zevk ve iştiyakla, kadını-erkeği, genci-yaşlısı, hatta çoluk-çocuğu ile tam bir kaynaşma, sevgi, saygı, huzur ve sükun içerisinde dolup taşan mabetlerimizde eda edilen bir ibadetimizin rek'at sayısını tartışma konusu yaparak toplumumuzda dine karşı şüphe uyandırmak ve toplumumuzu sebepsiz yere bir fikir kargaşasına sürüklemek iyi niyetli hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Aksine yokyere toplumumuzda tedirginlik, huzursuzluk ve sitresin artmasına sebep olur ki, bu ibadetlerin ruhuna da aykırıdır.


(1) İmam-ı Muhammed'in Ziyâdâtı
(2) Muvatta C.1, Sh.113; Buhari, C.1, Sh.251; Müslim C.1 Sh.523
(3) Buhari, İman 25,27 C.1, Sh.14
(4) Buhari 2/252; müslim 1/524
( 5).El-Kitabu'l Musannef Li İbn-ı Ebi Şeybe 2/163-164
( 6).İbn-ü'l-Hümam Fethu'l-Kadir C.1 Sh.334
(7) Aynî C.5, Sh.357 Neylü'l-Evtar C.3, Sh.61
( 8) El-Kitab-ül Masannef 2/163-164
(9) Feth-ûl Kadir (İbn-i Hümam) 1/336
(10) İhtilafü'l-Ulema, C.1, Sh.312 Madde:271
(11) İbn-i Rüşd, Ö.595 H. Bidayetü'l Müctehid ve Nihayetü'l Muttasıd.Darûl Hılafeti'l-Aliyye 1333H.bkz.Neylü'l-Evtar metni münteka C.3, Sh.60, rakam.5
(12) Muvatta 1/120
(13) Muvatta, 1/121, Müslim, 1/508-510
(14)Bkz.Tecrid Tercemesi, C.4, S.119
(15) Tirmizi, 4/466 No:2167. Mekasıdü'l-Hasene rakam 1288, Pezdevî 3/439, Keşfü'l-Hafa: rakam 1179. İbn-i Hanbel 6/396
(16) Bahr-ı Raik, İhtiyar 1/68
(17) Bkz.Tecrid tercemesi, 4/85-86

Kaynak:
1) Diyanet Başkanlığı Sitesi

TERAVİH NAMAZI

TERAVİH NAMAZI
Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha"nın çoğuludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamına gelmektedir. Teravih namazı her dört rekatın sonunda oturulup biraz dinlenildiği için, bu adı almıştır (el-Meydanı, el-Lubab, İstanbul, (t.y) I, 123).

Teravih namazı, kadın erkek her müslüman için sünnet-i müekkededir. Teravih, orucun sünneti değil, vaktin sünnetidir. Bir mazereti dolayısıyla oruç tutamayanlar da teravih namazı kılarlar.

Ramazan gecelerini ihya etmek için kılınan Teravih namazı, Kur'an'da zikredilmemektedir. Fakat hakkında çok sayıda hadis rivâyet edilmiştir (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, Mısır, (t.y) III, 53). Ebû Hureyre'nin naklettiği bir hadise göre Resulullah (s.a.s), Ramazan gecelerini ihya etmeyi teşvik etmiş, fakat bunu kesin olarak emretmemiştir. Bu konuda; "Her kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır" (Buharî, İman, 25, 27; Müslim, Musafi'in, 173, 176; İbn Mace, İkametu's-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83) diye buyurmuştur. Hadis alimlerinden en-Nevevî, Hz. Muhammed (s.a.s)'in ashabına Ramazanı ihya etmeyi vacip kılmadığını, fakat mendup olarak emredip teşvik ettiğini, İslâm alimlerinin de bunun mendup olduğunda ittifak ettiklerini kaydetmektedir. En-Nevevî, "Ramazanı ihya etmenin, teravih namazını kılmakla hasıl olduğunu" da zikretmektedir. Bu açıdan Hz. Muhammed (s.a.s)'in, "her kim Ramazan'ı ihva ederse" sözü, "her kim geceleri namaz kılarak Ramazan'ı ihya ederse" şeklinde anlaşılmalıdır (en-Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.) Nitekim Abdurrahman b. Avf'ın naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.s): Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur" buyurmaktadır. (İbn Mâce, İkametu's-Salâ, 173; İbn Hanbel, I, 191, 195).

"Resulullah (s.a.s) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O'na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.s) mescit'e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.s) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:

"Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım" (Buharî, Teheccud, 57).

Ebû Zer (r.a)'dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.s) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ahsabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır (İbn Mâce, İkametu's-Salâ, 173).

Ebû Hureyre (r.a)'nın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlüllah (s.a.s)'in Ramazan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve "Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir" diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir (Ebû Dâvud, İkâmetu's-Salâ, 190).

Yine Hz. Âişe validemiz (r.a) Hz. Peygamber (s.a.s)'in kıldığı teravih namazı hakkında şu bilgileri vermiştir:

"Allah'ın elçisi ne Ramazanda, ne de diğer zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kılmazdı. Dört rekat namaz kılardı ki, güzelliği ve uzunluğunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kılardı. Bir defasında, Ey Allah'ın Resulu! Vitir namazını kılmadan uyuyor musun? diye sorduğumda "Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz" buyurdu" (Buharî, Teheccüd, 1 25).

Hanefilere göre, teravih namazının rekât sayısı Hz. Ömer (r.a)'ın uygulamasına dayanır. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî'de halifeliğinin son zamanlarında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırdı. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kılınmasına karşı çıkmadı. Alimler bu hususta Hz. Muhammed (s.a.v)'in şu hadisine göre hareket etmişlerdir: "Benden sonra benim sünnetimden ve raşit halifelerin sünnetinden ayrılmayın" (Tirmizî, İlim, 16; İbn Hanbel, IV, 126). Diğer yandan Abdullah b. Abbas (r.a)'ın Ramazan ayında teravih namazını yirmi rekat olarak kıldığı ve arkasından da üç rekat vitir namazını kıldığı rivâyet edilmiştir. İmam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (r.a)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir: Teravih namazı hiç şüphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid'at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer'î bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v)'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır (et-Tahtavî, Haşiye, 334).

Yukarıda işaret edildiği gibi, teravih namazı erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkede olarak kabul edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadiste: "Allah size Ramazan orucunu farz kılmıştır, ben de size gece namazını (teravihi) sünnet kıldım" (İbn Mâce, İkametü's, Salâ, 173; İbn Hanbel, I,191 vd.) diyerek buna işaret buyurmuştur .

Nakledilen bütün bu rivâyetlere göre teravih namazının sekiz rekatının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur. İbnu'l-Humam gibi bazı alimler, sekiz rekattan fazlasının müstahap olduğunu söylemişlerdir. Bu durum, yatsı namazından sonra dört rekat nafile namaz kılmanın müstahap oluşuna benzer ki, bunun ilk iki rekatı müekked sünnet olur (İbnu'l-Humâm, Fethü'l-Kadîr, Mısır, 1315, I, 333 vd.).

Teravih namazı, Ramazan ayına mahsustur; vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Vitir namazı teravih namazından sonra kılınır. Ancak teravih namazından önce kılınmasında da herhangi bir sakınca yoktur. Ancak teravih namazı yatsı namazından önce kılınmaz. Kılındığı takdirde, iâdesi gerekir. Bu namazın gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptır. En sağlam görüşe göre, teravihte cemaat olmak sünnet-i kifâyedir. Yani bir mescitte hiç kimse teravihi cemaatle kılmazsa, hepsi günahkâr olur. Teravih namazı tek başına kılınabilir. Fakat cemaatle kılınması daha faziletlidir. Teravih namazına, yarısında yetişen kimse, önce yatsı namazının farzını kılar ve daha sonra teravih namazını kılmak için imama uyar. Eksik kalan teravih rekatlarını, daha sonra kendisi tamamlar. Hatim ile teravih namazını kılmak sünnettir.

Teravih namazının kazası yoktur. Bilindiği gibi farz ve vacip namazlar kaza edilirler.

Teravih namazını, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam vermek de caizdir. Fakat bu şekilde kılmak mekruhtur.

Teravih namazını kılarken, iki rekatta bir selâm verilse, normal olarak akşam namazının iki rekat sünneti gibi ve dört rekatta bir selâm verilse, yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Başlarken ve her iki rekatın başında "Sübhâneke", "Ezûzübesmele" ve her oturuşta "et-Tahiyyat" ile "Salli-barik" duaları okunur. Cemaatle kılınınca, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam teravih namazını sesli olarak kıldırır (el-Kasânî, Bedai'us-Sanâyi', Beyrut, 1974, I, 288; Tahtavî, Haşiye, 335 vd).

Teravih namazı, diğer namazlara nispetle biraz seri kılınır. Ama bu, harflerin mahreci anlaşılmayacak şekilde bozuk bir telaffuzla kılınabilir anlamına gelmez. Bu bakımdan teravih namazının normalin dışındaki bir şekilde acele kılınması mekruhtur. Namazın rükünlerini yerine getirirken de acele edilmez. Kelimeleri tane tane okumak, mahreçlere dikkat etmek ve rükünleri gerektiği gibi yerine getirmek gerekir.

Teravih namazı hatimle kılınmayan camilerde, herhangi bir yanlışlığa meydan vermemek ve cemaatın da kısa sureleri iyice ezberlemelerini sağlamak için, "Fil sûresi"nden sonraki sureleri okumakta yarar vardır. Bu durumda imam, rekat sayılarında da tereddüde düşmekten korunmuş olur. (İbn Abidîn, Reddu'l-Muhtar, II, 44; vd., Vekbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, Dimaşk, 1989, II, 72).

Nureddin TURGAY
Şamil İslam Ansiklopedisi

Oruç Tutasınız ki Sihhat Bulasınız

ORUÇ TUTUNUZ Kİ SIHHAT BULASINIZ
Bir batılı şöyle diyor:

'İnsan, Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor. İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren bir başka ibâdet düşünemiyorum. Rabbiniza olan müthiş sadâkatle, 'ya!' deyince yiyor, 'yeme!' deyince çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onun 'ye!'emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu, bizim çok yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim ibâdetlerimizde hâkim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini ben de yaşamak istiyorum.'(İlâhiyatçı Maienne Meier)

Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor:

'Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gadaptan kaynaklanır. Bİlindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısiyle oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.'

Peygamber (s.a.v.)Efendimiz de, asırlar öncesinden bu hakikati şu mübârek hadîs-i şerifleriyle hulâsa olarak ifâde buyurmuşlardır: 'Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.'(Terğîb, 2,83)


Kaynak: Fazilet Takvimi 7 Ocak 1997

Orucunuz hangi cinsten?

Ahmed Şahin
Zaman


Efendim, hepimiz oruç tutmaktayız. Ama hangi oruç?.. Diyeceksiniz ki, hangi oruç ne demek? Orucun da hangisi olur mu, oruç işte.
Haklısınız. Öylesine tek tip oruç tutmuş, öylesine tek noktada sabit kalmışız ki orucun çeşitlerini dahi hatırlamaz olmuşuz. İsterseniz kaç tip oruç olduğundan söz edeyim bugün size de, görün oruç çeşitlerini ve tespit edin tuttuğunuz orucun hangisinden olduğunu.
Üç türlü oruç tutulur.
Avam orucu.
Havas orucu.
Havassın da havassının orucu.

Gördünüz mü oruç çeşitlerini? Önce avam orucuna bakalım. Aslında avam orucunu tarife hacet yoktur. Çünkü bizim tuttuğumuz oruç, avam orucunun ta kendisidir.

Nedir avam orucu?
Orucu bozucu hallerden uzak kalmak. Yemek yemeyip su içmemek. Yani sadece midesine tutturmak.
Demek ki avam orucunda korunan ve kollanan şey, sadece boğazından aşağıya bir şey geçirmemek, sadece mideyi muhafaza etmekten ibarettir.
Peki havas orucu?
Havassın orucu, mide ile beraber, diğer organlarına da oruç tutturmak. Ağzına, gözüne, kulağına, ayağına.
Ağzından günah olabilecek bir cümle çıkarmamak, dilinden gıybet, dedikodu gibi sözler sarf etmemek, ayağıyla haram olan yola yürümemek, kulağıyla haram olan sözler dinlememek, mânâsız, faydasız şeyler duymamaya gayret etmek... Gözüyle de harama bakmamak, kötülük seyretmemek, müstehcen olan manzaralara nazar etmemek. Ben oruçluyum demek.
Evet, bu da havassın orucudur. Demek havas, mideden başka diğer organlarına da orucu tutturuyor, harama baktırmıyor, harama yürütmüyor, haramı seyrettirmiyor, haramı dinletmiyor... Bunlar orucunu bozar, biliyor.

Gelelim havassın da havassının orucuna. Onlar bunlara ilave olarak kalblerine, gönüllerine, hayallerine de oruç tutturuyorlar... Meselâ, kalbine günah olan şeyleri getirmiyor, hayaline haram olan şeyleri aksettirmiyor... Yani hayaline de oruç tutturuyor, maddî organlarında bırakmıyor orucu, manevî organlarına da götürüyor, kalbine, gönlüne kadar vardırıyor, tam bir melek haline yüceliyor...

Şimdi sualimizi tekrar sorabilir miyiz:
- Kaç çeşit oruç varmış anladık mı?
* * *
Adamın biri veryansın ediyor konu komşusunun aleyhine. Yaklaşıp sitem ediyorlar:
- Amca bey böyle dedikodu yapma. Bak mübarek günlerdeyiz!
Gayet rahat cevap veriyor:
- Ne yapacaksın evlat, oruç kafayla durulmuyor ki!
İşte sana tam bir avam orucu. Bol gıybetli, dedikodulu...
Böylelerinden birini gören Efendimiz (sas) Hazretleri buyurmuş ki:
- Hayır, siz oruç tutmuyorsunuz! İsterseniz tükürün bakayım.

Tükürmüşler ki, kanla dolu. Buyurmuş ki: Bakın siz oruçlu değilsiniz, dedikodu yaparak konu komşunun etini yemişsiniz, işte kanı..

RAMAZAN BAYRAMI

RAMAZAN BAYRAMI



Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı "Fıtır bayramı" adı da verilmektedir.
Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendiği iki bayramları vardı. HzPeygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm'ın iki bayramını onlara haber verdi: "Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti" (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan'ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan'ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval'in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).

Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocukların, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah'a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Ramazan'ın ilk gününde oruç tutmak ise haramdır.

Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılığını hissetmek, diğer günlerden farklı bir gün olduğunu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, ağzı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun diğer yerlerindeki kılları sünnete uygun bir şekilde temizleyip düzene koymak, İslâm'ın adabından olan güzel şeylerdir ve müstehabtır. Ayrıca fertlerin birbirine karşı diğer günlerden daha fazla güleryüzlü davranması, neşeli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir şey yemek; bunun da bir, üç, beş gibi tekli olmasına dikkat etmek; namaza giderken Allah'ı zikretmek, karşılaşılan müslüman kardeşlerle selamlaşıp bayram sevincini paylaşmak, bu günü daha bir anlamlı kılacak davranışlardır ve Hz. Peygamber'in sünnetleridir. Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak müslüman evlatların terketmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.

Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yettiğince sadaka vermek, daha fazla müslümanla karşılaşıp sevinci paylaşmak için namaza gidilen yoldan gelmeyip başka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakaların dışında, üzerlerine vâcib olan müslümanlar, bayram namazından önce "fitre" adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâcibdir (Tecrid-i Sarih, Tercümesi, 367). Bayram namazından sonra müslümanların birbirleriyle bayramlaşıp musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları İslâm'ın hoş karşıladığı güzel geleneklerdir.

Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs'tan gelen bir rivâyet şöyledir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı..." (Tecrid-i Sarih Tercümesi III, 174).

Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geniş ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine'ye bin arşın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya "Musallâ" adı verilmişti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: "Resulullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ'ya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib şöyle anlatır: "Resulullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyacağız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir" buyurdu (Ebu Davud II, 225).

Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için çağrı yapılabileceği yönünde mürsel hadisler de vardır. Örneğin, "Resulullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmuşlardır... Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip 'namaza gelin' gibi sözlerle namaza çağırmak mekruh olmaz. Ancak "Hayyaalessalah" gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur" (Tecrid-i Sarih, III, 181) diyen âlimler de vardır.

Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görüşler vardır.

Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmuş bir gerçektir. Hattâ şu hadis hayızlı kadınların dahi namaza durmamak şartıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir:
Ümmü Atiyye'nin bildirdiğine göre
"Taze, kocaya varmamış kızlara, hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar (namaza katılmazlardı)" (Tecrid-i Sarih, III, 183).
Diğer bir rivâyette İbn Abbas diyor ki:
"Resulullah, kadınların hutbeyi işitmediklerini düşünerek Bilâl'i alıp onların yanına geldi, onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzüğünü Bilâl'in eteğine atıyorlardı" (Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241).
Bütün bunlara rağmen, ahlak ve namusa verilen değerin azaldığı, fitne ve fesadın yaygınlaştığı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslâm'ın ruhuna daha uygundur.

Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle olduğu için, hilalin görünüp görünmediği hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram olduğu anlaşılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir. Ancak, bayram namazı öğle vaktine kadar kılınabileceği için, eğer o günün bayram olduğu öğleden önce anlaşılmışsa, bayram namazı hemen kılınır; yok eğer öğleden sonra oruçlar açılmışsa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayacağı konusunda İslâm âlimleri arasında görüş farklılığı vardır. "Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Resuluüllah'a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine şâhitlik ediyorlardı. Resuûlullah onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ'ya gitmelerini emretti" (Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabileceği görüşündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.

Bayramlarda eğlenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, ağırbaşlılığı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, müslüman şahsiyetine yakışır bir şekilde olmasına dikkat etmek gerekir.

Fedakar KIZMAZ
Şamil İslam Ansiklopedisi

Ramazan Ayında Yapılacak Bazı Dua ve İbadetler

Ramazan Ayında Yapılacak Bazı Dua ve İbadetler

--------------------------------------------------------------------------------

Ramazan ayı 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed'in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri teravih namazlarıyla ihya edilir.

Ramazân-ı şerîf Kur'an ayıdır. Bu itibarla, Kur'an okumasını bilen herkes bu ayda bir hatim yapmalıdır.



--------------------------------------------------------------------------------

Ramazân-ı şerîfin ilk akşamı

Şa'ban'ın son gününü Ramazan'ın ilk gününe bağlayan gece) akşamla yatsı arasında 2 rek'at teşekkür namazı kılınır. „Yâ Rabbî, Ramazân-ı şerîf ile müşerref kıldığın için“ denilir ve namaza durulur.

Fâtiha-i şerîfeden sonra birinci rek'atte 1 „İnnâ a'taynâkel-kevser...“, ikinci rek'atte 1 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra; 70 İstiğfâr-ı şerîf, 70 Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir) okunup dua yapılır.



--------------------------------------------------------------------------------

Birinci 10 gün içinde mümkünse tesbih namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır.

İkinci 10 gün içinde mümkünse yine tesbih namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır.

Üçüncü 10 gün içinde tevbe-istiğfar, Hatm-i Enbiyâ ve 7 salât-ü selâm'dan sonra mümkünse Hatm-i İstiğfâr yapılıp, yani 1001 defa:

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

„Estağfirullâhe'l-azıym. Ve etûbü ileyk“ denilip, bittikten sonra 7 ilâ 70 salat-ü selâm okunur ve duâ yapılır.


--------------------------------------------------------------------------------

İftara Yakın Edilecek Dua

اَللَّهُمَّ يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ اغْفِرْ لِى

„Allâhümme yâ vâsial-mağfiratiğfirlî“,



--------------------------------------------------------------------------------


İftar Esnâsında Edilecek Dua

اَللَّهُمَّ لَكَ صُمْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَعَلَى رِزْقِكَ اَفْطَرْتُ وَصَوْمَ غَدٍ نَوَيْتُ

„Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü“ duâsı okunur.

Ramazanda sadaka-i fıtır veremeyen müslümanlar, arefe günü 2 rek'at namaz kılarak, Allâh'a ilticâ ederler. Zamm-ı sûre olarak ne istenirse o okunur.


--------------------------------------------------------------------------------

Kadir Gecesinde Ne Yapılır?
Bu gece 4 rek'at Kadir gecesi namazı kılınır:

1'inci rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf,
3'üncü rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf, okunur.
Namazdan sonra:

1 defa:
اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ واللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ وَِللهِ الْحَمْدُ

„Allâhü ekber. Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber. Ve lillâhil-hamd“
100 „Elem neşrah leke sadrak...“
100 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:


اَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى

„Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül-afve fa'fü annî“
Mümkünse kandil gecesi olması hasebiyle bir de tesbih namazı kılmalıdır.



--------------------------------------------------------------------------------

Kaynak: Mübârek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen DUÂ ve İBÂDETLER, FAZİLET Neşriyat

Uçakla Seyahat Eden İftarını Nasıl Yapar?

--------------------------------------------------------------------------------
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi

Ramazan Orucuna Hergün Niyet Şartmı?

Ramazan Orucuna Hergün Niyet Şartmı?

Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz. (1)

Oruçun Şartları Nelerdir?

Oruçluya Mekruh Olan Haller
Bir şeyin tadına bakmak
Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)
Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek
Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak
Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek
Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak
Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)

--------------------------------------------------------------------------------

Oruçun Şartları Nelerdir?

Farz olmasının şartları
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.
Orucun edasının vücub şartları
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.
Orucun edasını sıhhat şartları
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.
Kaynak: En Geniş İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, İstanbul Eski Müftüsü, 1977, Çile Yayınevi

Oruçta Kefareti Düşüren Haller

Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller
Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.
Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.
Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek
Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek
Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak
Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak
Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak
Arkadan ilaç akıtmak
Burnuna ilaç çekmek
Boğazına huni ile bir şey akıtmak
Kulağının içine yağ damlatmak
Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması
Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.
İğne yaptırmak
İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak
Güneş battı zannederek, iftar etmek
Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak
Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.
Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
Oruçta Kefareti Düşüren Haller

Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. (1)

Kaynak:
1) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977

Orucun Kısımları Nelerdir?

Orucun kısımları nelerdir?

--------------------------------------------------------------------------------

Farz Oruçlar

Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu.
2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.

--------------------------------------------------------------------------------
Vacib Oruçlar
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır.
2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.

--------------------------------------------------------------------------------
Sünnet Oruç
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.

--------------------------------------------------------------------------------
Mendub Olan Oruç
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak,
- Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak,
- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak.
- Şevval ayından altı gün oruç tutmak.
- Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu)
- Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.


--------------------------------------------------------------------------------
Nafile Oruç
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.

--------------------------------------------------------------------------------
Mekruh Oruç
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır.
Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir.
Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.

--------------------------------------------------------------------------------
Kaynak: En Geniş İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, İstanbul Eski Müftüsü, 1977, Çile Yayınevi

Oruçluya Mekruh Olan Haller

Oruçluya Mekruh Olan Haller
Bir şeyin tadına bakmak
Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)
Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek
Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak
Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek
Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak
Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)

--------------------------------------------------------------------------------

Oruçun Şartları Nelerdir?

Farz olmasının şartları
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.
Orucun edasının vücub şartları
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.
Orucun edasını sıhhat şartları
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.
Kaynak: En Geniş İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, İstanbul Eski Müftüsü, 1977, Çile Yayınevi
--------------------------------------------------------------------------------

Orucun Fidyesi

Orucun Fidyesi
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.

Orucu Bozup Kazayı Gerektiren Haller

Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller
Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.
Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.
Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek
Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek
Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak
Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak
Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak
Arkadan ilaç akıtmak
Burnuna ilaç çekmek
Boğazına huni ile bir şey akıtmak
Kulağının içine yağ damlatmak
Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması
Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.
İğne yaptırmak
İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak
Güneş battı zannederek, iftar etmek
Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak
Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.
Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
Oruçta Kefareti Düşüren Haller

Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. (1)

Kaynak:
1) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977

Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?

Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.
Uyurken ihtilam olmak
Hanımını sadece öpmek
Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak
Ağzına gelen balgamı yutmak
Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek
Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak
İsteği olmadan boğazına duman kaçması
Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması
Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması
Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek
Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu
Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak
Kan aldırmak
Sürme çekmek

Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?

Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.

Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller

Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller

Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur

Kefaret Gerektiren Haller

Kefareti Gerektiren Haller
Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.
Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.
Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.
Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.
İç yağı yemek.
Kurumuş et yemek.
Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.
Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.
Ermeni kili yemek.
Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.
Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.
Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.
Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.
Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..
Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır.
Kaynak:
1) En Geniş İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, İstanbul Eski Müftüsü, 1977, Çile Yayınevi
2) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Hayzı Geciktirerek Oruç Tutmak

Hayzı geciktirerek oruç tutmak


Soru: Kadınlar oruçlarını tam tutabilmek için adet dönemlerini geciktirici hap kullanmaya başladılar. Bu hapları kullanmaları kendilerine verilen izni tepmeleri anlamına mı geliyor? Zorunlulukları olmadığı halde fıtrata müdahale mi etmiş oluyorlar? Ayrıca zamanını ayarlayamazlarsa yan etkisi büyük oluyor diyor doktorlar. Bu ilaçları kullanmak doğru mu?
Cevap: Öncelikle şunu belirtelim: Adet geciktirici ilaçların kullanımı, ancak zorunlu hallerde ve mutlaka doktor gözetiminde olmalıdır. Zira vücudun tabii işleyişine dışarıdan yapılan her müdahale, şu veya bu ölçüde mutlaka hasar verir. Nitekim bahsimizin konusu olan ilaçların da şöyle veya böyle yan etkileri bulunduğunu işin ehli zaten söylemektedir.

Bu ilaçları kullanan hanım kardeşlerimiz muhtemelen şöyle düşünmektedir:

1. Bu ilaçları kullanmak her ne kadar fıtrata müdahale ise de, biz bunu, Allah Teala’ya kulluk için yapmaktayız. Kaldı ki bu ilaçların, kullananlarda kalıcı hasarlara yol açtığı tesbit edilmiş değildir.

2. Ramazan orucunun feyiz ve sevabından mahrum kalmaktansa bu ilaçları kullanmak evladır.

3. Adet dönemine rastlayan orucu kazaya bıraktığımızda, bilahare oruç tutamama riski vardır; çünkü ileride ne olacağını kimse bilemez. Bu ilaçları kullanarak bu riski bertaraf etmiş oluruz.

Meselenin teknik boyutunu tamamlamış olmak için bu gerekçelere bir dördüncüsünü de biz ekleyerek şöyle diyebiliriz: “Eşyada aslolan ibahadır” kaidesi gereğince, herhangi bir meselede yasaklayıcı bir delil yoksa cevaza hükmedilmelidir. Kadınlar, sadece Ramazan orucunu değil, belli bir zaman dilimi içinde yapılması gereken –Hacc gibi– diğer ibadetlerini yapabilmek için adet dönemlerini geciktirmeleri halinde herhangi bir nassa aykırı hareket etmiş olmayacakları gibi, özellikle Hacc gibi ibadetlerin edasında da meşakkat çekmeyeceklerdir. Kaldı ki, Sahabe ve Tabiun’dan, kadınların hayız kanlarını kesen ilaç kullanmasını tasvip edenler bulunduğuna dair rivayetler vardır.

Evet, ilk bakışta yerinde ve doğru gibi görünse de, bu gerekçelerin hiçbirisi adeti geciktirici ilaç kullanmanın caiz olduğunu mutlak bir şekilde söylemek için yeterli değildir.

Kadını belli fizyolojik özelliklerde yaratan Yüce Allah, onun hangi hallerde nasıl davranacağını da Elçisi (s.a.v) vasıtasıyla beyan etmiştir. Kadının adet döneminde orucu bırakması, Ramazan’ın feyzinden veya orucun sevabından mahrum kalması anlamına gelmez; zira Yüce Allah böyle bir adaletsizlikten münezzehtir. Ramazan bir şuur halidir ve onun feyzi de bereketi de o şuur haliyle kaimdir. Meşru bir mazeret sebebiyle oruç tutamayan kimsenin bu şuur halini kaybedeceğini söylemenin tutarlı bir yanı yoktur. Nice oruçlu kimse vardır ki, sadece aç kaldığıyla kalır!

Evet kadınlar, adet dönemlerine rastlayan günlerde tutamadıkları oruçlarını, bilahare uygun zamanda kaza ederler. Ancak bunun sevabının Ramazan içinde tutulan orucun sevabından daha az olduğunu kim söyleyebilir?

Kaldı ki kadınların adet halinde namaz ve orucu terk etmesi bir “ruhsat” değil, “emir”dir! İlgili rivayetlerin hiçbirisinde kadınların, isterlerse adet dönemlerinde namaz kılıp oruç tutabileceklerini gösteren en küçük bir emare dahi yoktur.

Görebildiğim kadarıyla konuyla ilgili tek sahabî fetvası Abdullah b. Ömer (r.a)'den gelmiştir ve şöyledir: "Abdullah b. Ömer (r.a)'e, uzun süre kesilmeyerek devam eden hayız kanını kesmesi için ilaç kullanmak isteyen bir kadının durumu soruldu. İbn Ömer bunda bir beis görmedi ve (hatta bu durumdaki) kadına Arak (ağacının) suyunu içmesini tavsiye etti."

Bu rivayeti nakleden Abdürrezzâk şöyle der: "Ma'mer şöyle dedi: "İbn Ebî Necîh'e de bu meselenin sorulduğunu işittim. Bunda (bu durumdaki kadının ilaç kullanmasında) bir beis görmedi." (Buradaki İbn Ebî Necîh (Abdullah b. Yesâr), Tabiun'un büyüklerinden rivayeti bulunan, nefsinde güvenilir olan, ancak rivayetlerinde kusurlu ve kaderî olmakla itham edilmiş birisidir.)

Bu konudaki bir diğer rivayet de yine Abdürrezzâk tarafından, (ilkiyle aynı yerde) Tabiun'dan Atâ'dan nakledilmiştir ve şöyledir: "Atâ'ya, hayız gören ve hayız dönemindeyken kendisi için yapılan ilacı içtiğinde hayız kanı kesilen bir kadının Kâbe'yi tavaf edip edemeyeceği soruldu. Şöyle dedi: "Evet; temizlik (döneminin başladığını gösteren alameti) gördüğü zaman tavaf edebilir. Az (veya zayıf) bir kan gördüğü halde temizlik (alametini) görmemiş ise tavaf yapamaz."

Bu rivayetlerin ilgilendiği husus şudur: Adet dönemi girmiş bir kadın, başlamış olan adet kanını durdurmak için ilaç kullanabilir mi, kullanamaz mı? Rivayetler görünüşte bu duruma "evet" diyorsa da, biraz yakından bakınca meselemize bu rivayetlerle istidlal edenler için bazı problemler bulunduğu görülecektir. Şöyle ki:

İbn Ömer (r.a)'den nakledilen rivayette, durumu sorulan kadın, kendisinden uzun süre kan gittiğini ve bu duruma müdahale edip edemeyeceğini sormaktadır. Anlaşılan odur ki, burada, normalden fazla bir kan akması söz konusudur. Konuyla ilgilenenlerin de bildiği gibi, rivayetlerde kimi zaman "hayız" kelimesiyle "istihâza" kastedildiği vakidir. Burada da "uzun süren" bir kan akıntısından söz edildiğine göre –Allahu a'lem– "istihaza kanı" kastedilmiş olabilir.

Ancak bundan daha önemlisi, bu rivayette, kadının namaz, oruç… gibi ibadetleri yapıp yapamayacağına dair en küçük bir nokta bulunmamaktadır. İbn Ömer (r.a)'in ruhsat tanıdığı husus, hayız döneminde gelen fazla kanın durdurulması için ilaç kullanmanın cevazıyla sınırlıdır. Bu sınır aşılıp da böyle bir kadının ibadetlerini yapabileceğinin söylenmesi, rivayete, söylemediği bir şeyi söyletmek olur!

Diğer rivayette ise özellikle adet kanını kesmek için değil, başka bir hastalığın tedavisi maksadıyla ilaç içen kadının durumunun söz konusu edildiği anlaşılmaktadır. Üstelik bu durumdaki kanının tavaf yapabilmesi, hayız döneminin bittiğini gösteren alameti görmesine bağlanmıştır.

Dolayısıyla her iki rivayetin de konumuza delaleti açık değildir. Zira biz, temizlik dönemindeyken, oruç tutabilmek için hayız dönemini geciktirmenin hükmünü arıyoruz; yukarıdaki rivayetler ise başlamış bir hayız kanının kesilmesi ile ilgilidir.

Bu ikisi arasındaki farka ve konunun diğer boyutlarına yarın bakalım.

Tartışmalı olmakla birlikte, bir önceki yazıda zikrettiğim rivayetlerin konuya delalet ettiğini bir an için kabul edelim. Başka herhangi bir rivayette kadınların, Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe döneminde ilaç kullanarak hayız dönemini ertelediğine dair herhangi bir rivayet mevcut mudur? Hadis kitaplarının ilgili bölümlerinde konu hakkında bol miktarda rivayet bulunduğu halde, bu soruya müsbet cevap verilmesini mümkün kılan bir rivayet –bildiğim kadarıyla– mevcut değildir. Şu halde şayet bir önceki yazıda zikrettiğim rivayetler, hayız kanını kesmek veya ertelemek için ilaç kullanmanın ilk dönemlerde bilinen ve başvurulan bir yöntem olduğunu gösteriyor olsaydı, merfu (Efendimiz (s.a.v)’den gelen) hadislerde bununla ilgili malumat bulunması gerekirdi.


Ancak görebildiğim kadarıyla Hadis kitaplarının “hayız” ve “istihaza” ile ilgili bölümlerinde yer alan rivayetlerin hiç birisinde, Efendimiz (s.a.v)’in veya Sahabe’den herhangi birisinin, hayız kanını ilaç kullanmak suretiyle keserek veya erteleyerek ibadete devam edilebileceği konusunda ruhsat/fetva verdiği zikredilmemiştir. Eğer o dönemlerde hayız kanını durdurucu ilaçların varlığı bilindiği halde böyle bir ruhsata/fetvaya rastlanmıyorsa;

1. Abdullah b. Ömer (r.a)’den gelen fetvanın “hayız” değil, “istihaza” kanıyla ilgili olduğunu söylemek gerekir,

2. Bu rivayeti dayanak alarak konu hakkında ruhsat/fetva vermek için iyice düşünmek icab eder.

Nitekim Mevâhibu’l-Celîl ve Hâşiyetu’d-Desûkî ale’ş-Şerhi’l-Kebîr gibi eserlerde nakledildiğine göre İmam Mâlik’e, umre yapmak isteyen, ancak hayız dönemi yaklaştığı için ilaç kullanarak hayzını geciktirmek isteyen bir kadının durumu sorulduğunda “Bu doğru değildir” demiş ve mekruh görmüştür. Her ne kadar İbn Rüşd bu hükmü, “ilacın kadının sağlığına zarar verebileceği endişesine” dayandırmış ise de, böyle bir ta’lil için yeterli veri bulunmadığını söylemek mümkündür…

Atâ’dan nakledilen –ve bir önceki yazıda naklettiğim– fetvaya gelince, bazı Malikî alimlerin yukarıda isimleri mezkûr eserlerde görülebilecek olan olumlu görüşü, bu fetvanın dolaylı delaletine ve İbn Rüşd’ün mezkûr ta’liline dayanıyor olmalıdır. Öyle de olsa, neticede bahsi geçen alimlere göre eğer kullanılan ilaç, 3-5 gün değil de 9 gün veya daha fazla süre kanı durduruyorsa, kadın bu süre içinde temizlik döneminde sayılır ve ibadetlerini eda edebilir. Bunu da konuyla ilgili bir fetva olarak nakletmiş olalım…

İlk yazıda yer verdiğim mülahazalara gelince, aynı sırayla ve çok kısa olarak düşüncemi açıklayayım:

1. Allah Teala’ya kulluğun yolu fıtrata müdahale değildir. Aksine, kulluk, “fıtrata uygun hareket etme”yi de içine alan bir anlam sahasına sahiptir.

2. Kadın, fıtrî bir yasaya ve Nebevî bir talimata inkıyad ederek hayız döneminde orucu kestiği için Ramazan orucunun feyiz ve sevabından mahrum kalmış olmaz; belki bu durumda daha fazla sevaba nail olur!


3. Adet dönemine rastlayan oruç kazaya bırakıldığında, bilahare oruç tutamama riski vardır; evet, ancak –diyelim ki– Ramazan sonrası tutamadığı oruçları kaza edecek kadar ömrü vefa etmeyen bir kadının zimmetinde zaten oruç borcu mevcut değildir.

“Eşyada aslolan ibahadır” kaidesine gelince, buradaki serbestiyetin herhangi bir Şer’î nass veya ilke ile çatışmaması gerekir. Herhangi bir zorunluluk olmadığı halde fıtrata müdahale etmek ve sağlığı riske atmak, Din’in “zaruriyyat” olarak kabul ettiği “nefsin/canın korunması” ilkesine aykırıdır…

Kısacası –bunu bir “fetva” olarak değil, “araştırma sonucu ulaşılmış bir kanaat” olarak alın– şunu söylemek mümkün görünüyor: Herhangi bir ibadetini eda için kadının hayzı geciktirici ilaç kullanmasına mutlak anlamda cevaz vermek doğru olmasa gerek. Kadının hayız görmesi tabiî/fıtrî bir hadisedir ve zorlayıcı bir durum olmadıkça da tabiî seyrine müdahale edilmemelidir. Ancak, Hacc gibi –özellikle günümüzde– her isteyenin istediği zaman eda edemeyeceği şekilde birtakım düzenlemelere bağlı kılınmış bir ibadet söz konusu olduğunda ve uyulması gereken formalitelerin zorunlu kılması halinde böyle bir çareye başvurulabilir. Allahu a’lem…



Ebubekir Sifil
Milli Gazete
17-22-23/10/2005

Hanımların Muayene Olmaları

Hanımların Muayene Olması Oruçlarını Bozar mı?
"Bir hanım oruçlu olduğunu unutup doktora muayene olsa keffaret gerekir mi?"

Asıl itibariyle bir insan unutarak yiyip içse, cinsi yakınlıkta bulunsa veya doktora muayene olsa bile bu çeşit davranışlardan sonra ne oruç bozzulur, ne de kaza veya kefaret gerekir. Oruca bir zarar gelmiş olmaz.

Hatta oruçlu olduğunun farkında olarak bile muayene olunsa yine oruç bozulmamaktadır. İnsanın dübürüne, kadınıun fercine kuru olarak parmağın girmesi bile orucu bozmaz. Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması orucu bozar. İnsan ön tarafa pamuk koyar da iyice kaybolursa, bu takdirde oruç bozulur.

Muayene esnasında tıbbi aletin bir kısmı dışarıda kalacak olursa oruç bozulmaz Fakat bir ilaç sürülerek konursa oruç bozulur. Fakat bir zaruret olmadıkça Ramazan ayının dışında muayene olmak gerekir.

Kaynak:

Aileye Özel Fetvalar, Mehmed Paksu, Nesil Basım Yayın, 1999

20 Temmuz 2007 Cuma

Orucu Bozarmı

Oruçla İlgili Çeşitli Konular

--------------------------------------------------------------------------------
Adak orucu tutan kadın adet görürse
Arka arkaya onbeş gün oruç tutayım diye adak yapan bir hanım, onbeş günü tamamlamazdan önce adet görmüş olursa, yeniden fasılasız oruç tutması gerekir. Bu tuttuğu oruçlar adak yerine geçmez. Araya engel girmiştir. Yeniden tutması gerekir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------
Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması Caiz mi?
Adet halinde olan bir kadının, oruç tutmadığı halde yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Bu durumdaki hanıma oruç tutmak haram olduğu gibi, yemiyerek, içmeyerek oruçlu gibi durması da haramdır. Aynı şekilde oruca niyet edipte tan yeri ağardıktan sonra hayız veya nifas haline giren kadına, akşama kadat oruçlu gibi aç durmak haramdır. Bu durumdaki hanımların gizli yemeleri İslami edeplerdendir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------
Cinsel organa bir şey sokmak orucu bozar mı?

Kadın parmağını veya başka bir aleti su yahut yağ ile ıslattıktan sonra cinsel organına sokarsa ve parmağı veya benzeri şey cinsel organında kaybolursa orucu bozulur, kaza etmesi gerekir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------

Cinsel organa ilaç sürmek orucu bozar mı?

Kadının cinsel organına ilaç veya bir şey damlatması, ıslak parmağını sokması, kaybolacak şekilde bir parça pamuk koyması orucu bozar, kazayı gerektirir. (6)

--------------------------------------------------------------------------------
Dil altına konan ilaç orucu bozar mı?
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz. (5)
--------------------------------------------------------------------------------
Diş fırçalamak orucu bozar mı?
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macunun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Diş Tedavisi Oruçlu Yaptırılabilinir mi?
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Dudaktaki ruj orucu bozar mı?

Dudaktaki boyanın sökülüp yutulması halinde orucu bozacağı kesindir. Böyle bir yutma söz konusu olmazsa ister ruj, isterse başka boya olsun orucu bozmaz. (3)

--------------------------------------------------------------------------------
Fitil kullanmak, lavman yaptırmak orucu bozar mı?
Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır. Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır. Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz. Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz. (5)

--------------------------------------------------------------------------------

Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?
Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.

--------------------------------------------------------------------------------
Gözyaşı veya ter yutmak
Birkaç damladan fazla göz yaşı veya ter yutulurda tuzluluğu ağızda iyice hissedilirse oruç bozulur, kaza gerektirir.


--------------------------------------------------------------------------------
Göze, burun ve kulağa damlatılan ilaç orucu bozar mı?

Bu konuda farklı görüşler varsa da burada ifade edilecek son görüş, gözle kulağa damlatılan ilaç orucu bozmazsa da, buruna akıtılan ilacın (yemek borusu ve mideyle doğrudan ilgisi bulunduğundan dolayı) orucu bozacağı şeklindedir. Bu itibarla mümkünse bu gibi beden içine akıp giden ilaç koymalar iftardan sonraya tehir edilmeli, değilse sonra bu oruçlar bir gün olarak kaza edilmeli, şüpheli şeyden kurtulma tarafı tercih edilmelidir. Konu tıbbı ilgilendirdiğinden farklı tıbbi yaklaşımlar söz konusu olmuştur. (3)


--------------------------------------------------------------------------------

Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu

Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler. (1)

--------------------------------------------------------------------------------
İftar Duası

İftar vaktinde şu duayı okumak sünnettir:
"Allahümme leke sumtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü, ve alâ rızkıke eftartü, ve savmel'ğadi min şehri ramazane neveytü, fağfir lî ma kaddemtü ve mâ ahhartü"
Anlamı: "Allahım, senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu açtım. Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!"

--------------------------------------------------------------------------------
İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek orucu bozar mı? İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Kadın Bugün Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa
Adeti belirli olan kadına, kendince adet gelmesi şüpheli olan günde oruç tutmamak caizdir. Eğer görmezse yanız o günü kaza eder. Ancak kadın oruca niyet ettikten sonra "Bu gün adet günümdür" diya kan görmeden orucunu bozarda o gün kan gelmeyecek olursa, hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunun için adet gördükten sonra iftar etmek gerekir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------

Kan Aldırmakla Oruç Bozulur mu?

Oruçlunun kan aldırması mekruh değildir. Ancak orucuna devam edemeyecek durumda zayıf düşmesinden korkulursa mekruhtur.

--------------------------------------------------------------------------------
Kusmakla oruç bozulur mu?
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, ağız dolusu olması halinde, orucu bozar. Nitekim Hz. Peygamber "Oruçlu kimseye kusmak gelir de kendisine hakim olamazsa ona kaza gerekmez. Her kim de kendi isteği ile kusarsa orucunu kaza etsin" buyurmuştur. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulur mu?
Krem sürmek, makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulmaz.. Ancak, makyaj malzemeleri, herhangi bir şekilde ağız ya da burun yoluyla boğaza ulaşması halinde oruç bozulur. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Orucun Fidyesi
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.

--------------------------------------------------------------------------------

Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.

--------------------------------------------------------------------------------
Parfüm ve kolonya orucu bozar mı?
Parfüm veya kolonya sürünmek ve koklamak orucu bozmaz. (5)

--------------------------------------------------------------------------------

Ramazan Orucuna Hergün Niyet Şartmı?

Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz. (1)

--------------------------------------------------------------------------------
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Adet Görme
Oruca niyet edip güneş doğduktan sonra adet gören hanımın orucu bozulur. Bu durumda olan hanım yemeğini yer. Adet halinde olan bir hanımın, oruç tutmadığı halde yemeyip, içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Ancak gizili yemesi İslami edeptendir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------

Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme

Ramazan'da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur. (1)

--------------------------------------------------------------------------------

Sakız Çiğnemek Orucu Bozar mı?

Oruçlu bir kimsenin evvelce çiğnenmiş olan sakızı çiğnemesi mekruh olup, yeni alınmış bir sakızı çiğnemesi ise asla caiz değildir. Hele içinde tat ve koku bulunan çikletleri çiğnemek ise oruç için tehlikelidir. (4)

Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak kenger sakızı gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken bu tür sakızları çiğnemek mekruhtur. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Sevişmek orucu bozar mı?
Oruçlu eşlerin çıplak durumda birbirine sarılmaları, kendilerinden emin olsunlar, olmasınlar mekruhtur. Birbirlerinin dudaklarını öpmeleri, emmeleri mekruhtur. Eğer bu sevişme esnasında erkekten meni, kadından da yaşlık gelirse ikisinin de orucu bozulur, kaza gerekir. (1)

--------------------------------------------------------------------------------
Sprey orucu bozar mı?
Nefes almakta zorluk çeken astımlının boğazına pompaladığı hava orucu bozmaz. "Çünkü bu bir hayati ihtiyaçtır. Üstelik yutulan hava zerrecikleri içeriye gittiği doğru olsa bile akciğerden ileriye geçmediği, mideye ulaşmadığı, gıda ve susuzluk ihtiyacını karşılamadığı ileri sürülmektedir. Bu sebeple de orucu bozmamaktadır." (3)

--------------------------------------------------------------------------------
Üç Aylarda Oruç

Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.

--------------------------------------------------------------------------------
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir. (5)

--------------------------------------------------------------------------------
Yıkanmak, Denize Girmek Orucu Bozar mı?
Ağızdan ve burundan dimağa veya mideye su kaçırmamak şartıyla, yıkanmak orucu bozmaz. Yalnız İmam-ı Azam serinlemek için suya girmeyi veya yaş elbiseye sarılmayı mekruh saymıştır. Ebu Yusuf'a göre değildir. Allah Resulü oruçlu iken hararetini gidermek için başına su dökmüştür. Ancak denize veya nehre girip de uzun müddet yüzülecek olursa çok büyük bir ihtimalle mideye veya dimağa su kaçar. Böylecede oruç bozulur.

--------------------------------------------------------------------------------
Kaynaklar:
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN,
2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali
3) Ahmed Şahin, Zaman
4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat
5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi
6) Açıklmalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 200